25 Ağustos 2007 Cumartesi

Fikrimin İnce Gülü dizisi hakkında

Aydan Şener ve Kenan Işık’ın başrollerini paylaştığı "Fikrimin İnce Gülü" adlı Show TV dizisinde Aydan Şener Uyuşturucu bağımlısı oğlunu bu illetten kurtarmaya çalışan bir anneyi canlandırıyor.
İşte Kenan Işık’ın atv’de yayınlanacak olan yeni dizisi “Fikrimin İnce Gülü”nün bilinmeyenleri;
Işık dizi ile ilgili şöyle konuştu;
“’Fikrimin İnce Gülü’ adlı yeni bir diziye başlayacağız. Dizinin öyküsü bir kasabada geçiyor. Ben belediye başkanını oynayacağım. Belediye başkanının gençliğinde sevdiği kız, büyük şehre gidiyor ve orada evlenip çoluk çocuğa karışıyor. Günün birinde kadın, uyuşturucu müptelası oluyor ve çocuğunu alıp evine dönüyor. Belediye başkanı da yıllar önce sevdiği kadını karşısında görünce her şey altüst oluyor.”

Fikrimin İnce Gülü Adalet Ağaoğlu'nun Romanıdır
"Bayram, Mercedes'in yağ gibi akıcılığına, sarsıntısız, sessiz gidişine büyük ölçüde gölge düşüren küçük patpatlamalar arasında, bir köşeye sığınıyor. Duruyor. Yere atlayıp, onca dağdağa ve barbarlığa artık kör ve sağır; ellerini beline koyarak üç adım uzaktan, derin bir iççekişle; ırzına geçilmiş karısına dosdoğru bakamayan kocalar gibi, gözlerini bütün o eksikliklerden kaçıra kaçıra bakıyor arabaya. Yedi saatin içinde şu başına gelenler!... Ve birden, önünde duran Mercedes'i kendine yabancılayıveriyor." "Fikrimin İnce Gülü" Almanyalı işçi Bayram'ın bir gününün hikayesidir. Adalat Ağaoğlu tadına doyulmayan bu yol romanında, sınıfının ve konumunun bilincinde olmayan Bayram'ın "Bayram Bey" olma çabasının biricik öznesi balrengi Mercedes'i ile ilişkisini, Kapıkule'den başlayıp köyünde hazin bir şekilde sona eren yolculuk boyunca anlatır. İncegül Bayram'ın büyük düşüne giden yolculuk, bir anlamda Almanya'da yazgılarına ve küçük hesaplarına terkedilmiş insanların ortak hikayesidir.fikrimin ince gülü dizisi izle

Aydan Sener Resimleri Fotoğraflari












Kenan Işık Röportajı: Olmamak ya da olmamak!

Ortalarda pek görünmeyen Kenan Işık, yakında bir diziyle ekrana gelecek. Kültür Bakanlığı'nda müşavir olan Işık, 'Sanatçı, olmakla olmamak arasında gidip gelir' diyor

Ortalıkta 'lay lay lom' dolaşan, sürekli medyada yer alan, televizyonlara beyanatlar verip aşkını meşkini anlatan, bu yüzden de üretmeye zaman bulamayan o kadar çok şöhretli insan var ki çevrede. Neyse ki sessiz bir çoğunluk var ki, onlar işlerini gayetten güzel götürüyor, sürekli üretiyorlar. Bunlar, yani işlerini doğru düzgün yapanlar dediğim gibi biraz sessiz oluyor. Ne yaptıklarını pek bilemiyoruz. Onlardan biri de Kenan Işık... Birkaç yıl yarışma programları sunan Işık'ı salt bir 'karizmatik sunucu' olarak tanıdık. O da televizyon sayesinde. Bir de Hülya Avşar'la 'Yeşil Işık' diye film çevirmişti. Oysa kendisi ülkenin en üretken sanatçılarından biridir, söyleyeyim.
Yoksunuz ortalarda yine...
Doğru, bir süredir yoktum. Bu yıl, Amasra'da çekimi süren 'Fikrimin İnce Gülü'nde rol alıyorum. 1917'de bestelenmiş bir şarkı bu aslında. Adalet Ağaoğlu da sanıyorum bu şarkıdan almış romanına bu başlığı. Aydan Şener var, kadronun geri kalanı tiyatro oyuncuları. Ayşenur Şamlıoğlu yönetiyor. Eylülde yayımlanmaya başlanacak sanıyorum. Ayrıca Sinan Çetin'le 'Cumhurbaşkanı' diye bir film yaptım. Onun da son çekimleri oluyor arada. Yani çalışıyorum ama bir süreklilik yok galiba. Her sene şöyle ya da böyle ekranda olduğum için, olamayınca sizin ilginizi çekmiş. Olmamasında da bazen yarar var. Yaş geldi kemale erdi. Oraya doğru gidiyoruz yavaş yavaş.
'Aktörlüğün yaşı olmaz' derler.
Aktörlük temeldir. Bir yarışma sunmak bile aktör için bir performanstır. Mesela bizim 'Kim 500 Milyar İster?' kendi çapında küçük bir dramadır. Ben biraz da oyun yazarı olduğum, son 20-25 yıldır hep oyun sahneye koyduğum için, orada bir drama yakalıyorsunuz. Gerginlikler, ilişkiler, karakterler... Karşınıza gelen her yarışmacı bir karakter. Bir yaşamı, ilişkileri var, hayatla bağlantıları, kiminin para meselesi, biri kızını evlendirecek filan... Şiir de okusanız, yarışma da sunsanız sonunda gelip oturduğu yer oyunculuktur. Rejisörlük de yapsanız aynı. Dünyada da bu böyledir, mesela Shakespeare dünyanın en büyük oyun yazarıdır, ama aynı zamanda aktör ve rejisördür. Moliere ve Brecht de öyledir. Benim de gençliğimden gelen bir oyun yazma hevesim vardı, yarışmalara filan girdim, ödül de alınca iyi metin peşine düştüm. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 'Huzur'u gibi, Turhan Selçuk'un 'Abdülcanbaz'ı gibi, Karen Blixen'in 'Ölümsüz Öykü'sü gibi iyi metinleri oyunlaştırmaya başladım. Şimdi yine Yaşar Kemal'le bir oyun üzerine çalışıyoruz. Ben her an bir şey yazar çizerim, boş oturmayı sevmem.
Dışarıdan öyle görünmüyor ama.
Kusur bende değil, geçmişim bilinmediği için böyle. Ben tiyatroda fikir anlamında da öne çıkan, bu yüzden başı belaya girmiş bir adamım. Rahmi Dilligil diye bir adam vardı tiyatronun başında, İstemihan Talay getirmişti ama kabak benim başıma patladı, soruşturmalar bana geldi. İstifa etmek zorunda bırakıldım. Hiçbir zaman gidip herhangi birinden bir görev, rol istemedim. Sanatta böyle şeylerin ayıp olduğuna inanan biriyim. Burada duruyorsan birileri seni görsün. İstanbul Şehir Tiyatroları'nda beş yıl genel sanat yönetmenliği yaptım. Sanatın teorisiyle de çok yakından ilgiliyim.
Bir de Kültür Bakanlığı'nda müşavirlik meselesi var.
Sürekli tiyatro teorisiyle iç içe olduğunuz için, tabii yazıyorsunuz bir yerlere. Bir ansiklopediye 20 sayfalık yazı yazmıştım. Bakan Atilla Koç bunu okumuş, benim muhalif duruşumu da biliyorlar. Bu muhalif duruş da, şu anda devletin tiyatrosunda olan bitenlere karşı bir duruş. Sanatçıyım ve muhalifim. Sanat zaten her rejimde muhalif olmak zorundadır ki, sistem toparlansın, daha iyisi neyse ona doğru gidilsin. Sanatçının işi bu. Demokrasileri görüyoruz, yaşlanmış, çökmüş. Polisle sınırlandırılmış hayat. Avrupa'da da bunu görüyorsunuz.
Muhalifsiniz ama iktidarla iç içesiniz, bu nasıl oluyor?
Tiyatroysa, sanatsa, fikir almaksa, görüş almaksa varım, onun gibi bir iş. Gidip de bir yerde sürekli çalışılan bir iş değil. Bir de ben hakikaten milletvekili, üyelik filan dahil her tür teklifi aldım ve reddettim. Şimdi bu reddetmenin de bir noktası var. Konuşuyorsunuz, 'Bunları gel anlat da uygulayalım' deyince reddedemezsiniz.

* * * * *

'Muktedirin zulmü tiyatro için önemli'
Tiyatronun hali vakti nedir diye sorsam?..
Popüler sanatın karşısında gezinip duruyor, zaman zaman seyircisini de kaybedebiliyor. Bizim sanat camiasındaki arkadaşlar da 'Bu seyirci kaybının sebebi televizyondur' deyip yanlış bir yorumla renkli, popüler oyunlara sapabiliyor. Televizyon farklı. Öncelikle bir işkolu. Patron para kazanamazsa kapatmak zorunda kalır o kanalı, bu kadar basit. O dizileri de çektiremez. Tiyatro öyle değil; devlet tarafından, belediyeler tarafından destekleniyor. Bugün Avrupa'da bile iyice kenarda kalıyor ve yok oluyor. Bugünün dünyası muktedirlerin, para sahiplerinin dünyası. Bu dünyaya egemen olan şey muhasebe defterleri. Aşkmış, huymuş, vicdanmış, adalet duygusuymuş, bunların hiçbiri yok, hepsi yavaş yavaş çekmecelere kaldırılıyor. Tiyatro hakikaten yüksek sanatsa, o sanatın uğraş alanı bu olmalı, yani kendi çağına tanıklık etmeli. Şehir Tiyatroları'nda sergilediğimiz Karen Blixen'in eseri olan 'Ölümsüz Oyun' da bunu anlatıyor zaten. Bizim öyküdeki muktedir kitaptan, aşktan, gözyaşından, kadınlardan, her şeyden nefret ediyor. Çünkü bütün derdi para kazanmak. Bunun için küçük çocukları çalıştırıyor. Sürekli hasta oluyor, canı sıkılıyor, eski muhasebe defterlerini getirttiriyor 'Ne kadar kazandım?' diye.
İnsanlar artık biraz zalim oldu galiba...
Maalesef. Geleneksel terbiyede dostuna güvenirsin ama artık dostluk mostluk ortadan kalktı. 'Dallas' dizisiyle bir cümle girdi Türk kültürüne, 'Ya, o senin sorunun' diye. Bizim oyunda da doğrudan Bush'a gönderme var aslında. Muktedirsin ama yapamıyorsun, bir hikâye uyduruyorsun, sonra da onun içinde yok olup gidiyorsun. Bush da Irak'ın içinde boğuldu gitti, hikâyenin esiri, tutsağı oldu. Amerika nerede olursa olsun, kutuplarda bile çıkarı mevcutsa müdahale ediyor. Bu muktedirlerin bu kadar zalim olması, bir tiyatro eseri için önemli bir temadır. Bu tiyatroya ne kadar çok insan giderse yaşam kalitesi yükselir. İstanbul'un şu güzel dokusu helak oluyor bugün. Biz estetiğe alışkın, yaşadığı kültürün farkına varan, bu kültüre uygun yaşayan bir toplum yaratabilmiş olsaydık, demokrasilerimiz de daha sağlam olurdu. Oy veren insanın kalitesi çok önemli, bunun için yegâne yol tiyatrodur, yüksek sanattır. Ama niye bu kadar geride bırakılıyor? Amerikan sineması almış başını gitmiş, 15 merkezdeki 14 sinemada Amerikan filmi oynuyor, bir Türk filmi yok. Bu kültürün içinde yerli kültürü savunmak diye bir şey olmalı. Evrensel insan değerleri açısından basının tiyatroyu, sanatı desteklemesi lazım. Genç ve kendini tiyatroya vakfetmiş, ekmek parası peşinde o kadar çok insan var ki.

Sema - Fikrimin İnce Gülü Dizi Müziği

Fikrimin İnce Gülü. Kitap Özeti

Fikrimin ince gülü almanyalı işçi Bayramın bir günün hikayesidir. Kitapta , sınıfının ve konumunun bilincinde olmayan Bayramın ''Bayram Bey '' olma çabasının ve hayatında çok önemli bir yer taşıyan bal rengi mercedes i ile olan ilişkisi anlatılmaktadır.

Bayaram ın küçük yaşta anne ve babası ölmüştür. Bayram amcası tarafından büyütülmektedir.Amcası da köydeki durumu iyi olmayanlardan diyebiliriz.Köyde seçim zamanıydı siyasetçilerden biri arabasıyla köye oy toplamay gelmişti ve Bayram da hayatında ilk defa o zaman arabayla tanışmıştı.Siyasetçinin arabadan inişi ve köylüler tarafından bir ağa gibi karşılanması Bayramı çok etkilemiş ve kafasında sürekli şu saplantı oluşmuştu; ''benimde bir gün arabam olacak ve benide köyde bu şekilde karşılayacaklar'' kafasında bu düşünce vardı ve otuz otuz beş yaşına değin hep bu hayalinin peşinde koştu ve hayalini gerçekleştirdi yani bir mercedes sahibi oldu.Ama hiçbir şey umduğu gibi olmamıştı.Yani mutlu son yoktu! Çünkü mercedese ulaşma isteği ve bu isteğe ulaşma esnasında izlediği yol yanlıştı. Herşeyin bir mersedece sahip olmakla halolacağını düşünmesi ve bu yanlış düşünceyi gerçekleştirmede izlediği yanlışlar! Bu yanlışlardan kısaca bahsedeck olursak ;Para toplayıp mercedes alabilmek iin en yakın arkadaşını kandırarak onun yerine almanyaya gitmesi , sevgilisini almanyaya gittikten sonrahiç aramaması ve onun kendisi bekleyeceğini zannetmesi ( yani bir çiçeği susuz bırakması ) ve mercesedini almanayadaki gurbetçi komşularından ve bir çok şeyden üstün tutması onu hazin sona yani ; mercedesi ile köye vardığında hiçte umduğu gibi karşılanmaması ve sevgilisinin bir başkasıyla evlenmesi ve hiç arayıp sormadığı amcasının vefaat etmesi ona herşeyin bir mercedesten ibaret olmadığını göstermişti...!

KİTABI SEÇMEMİN NEDENİ : Kitabın adı dikkatimi çektiği için bu kitabı seçtim Kitaptan çıkarttığım sonuç itibariyle kitabın adını değerlendirecek olursam ;

FİKİR: Yani Bayramın fikri ; köyde önemli bir kişi olmak ve sevgilisiyle evlenmek.

İNCE GÜLÜ İSE : Bu fikre ulaşmadaki biricik nesnesi yani sarı mercedesi

KİTABIN ELEŞTİTDİĞİM YÖNÜ: Kİtapta betimlemeye fazlasıyla yer verilmiş bu da okuyucu sıkıyor.

KİTAPTAN ÇIKARDIĞIM SONUÇ: Kendimize bir amaç belirlerken bu amaca ulaşmadaki izlediğimiz yola dikkat etmeliyiz başka zarar vermeden ,iyi düşünüp, iyi tartarak ve BEN duygusundan uzak hareket etmeliyiz yani BENCİL olmamak!!

YAZAR HAKKINDAKİ BİLGİLER: Adalet AĞAOĞLU 1929 ' da Nallıhan da doğdu. Ankara ünv. DTCF Fransız dili ve edebiyatı bölümünü bitirdi 1950 li ve 1960 lı yıllarını adeta bütünüyle radyo ve tiyatroya adadı 1998 de Eskişehir Anadolu üniv. ce OHİO STATE UNİV. tarafından Fahri doktora ünvanına değer bulundu

Aydan Şener Biyografi

Aydan Şener (1963 - .... )
document.title="Aydan Şener (1963 - .... ) - Kim Kimdir? - FORSNET";

-->
1 Mart 1963 'de Kilis'te dünyaya geldim. Bir yaşındayken Bursa'ya yerleştik. Orta ve lise öğrenimimi Bursa'da tamamladım. 1981 yılında Türkiye Güzeli seçildim. Çok kısa bir süre mankenlik yaptım.Oyunculuğa başlamam 1983 de küçük ağa dizisiyle gerçekleşti .1983 yılında evlendim.. Daha sonra " Çalıkuşu " , " Yeniden Doğmak " " Samanyolu " ," Fatih Harbiye " dizilerini çektim . "Çalıkuşu" dizisindeki Feride rolünü yönetmen Osman Seden teklif etti. Fiziksel olarak da bu role çok uygun olduğumu düşünüyordu Osman bey. Ben de çok büyük bir eser olduğu için hiç düşünmeden kabul ettim. 21 yaşındaydım. Beni çok etkiledi bu karakter. Çünkü Feride ayakları yere basan ama aynı zamanda da idealist bir köy öğretmeniydi. Çok duyarlı, duygulu; aynı zamanda çok onurlu ve gururlu bir kadındı. Bu yönleriyle beni çok etkilemişti. Çok severek oynadım. Ve çok iyi yorumladığımı düşünüyorum açıkçası.. TRT ' ye ; 90' lı yıllarda özel T.V lerle dizi ve film çalışmaları yaptım. " İki Kız kardeş " " Gül ve Diken " ," Zühre " , " Gölge Çiçeği " ," Tutku " ," Hicran " ; " Ay ışığında saklıdır " , " Kumru " , " Bir Aşkın Bittiği Yer " , " Yüzleşme " " Hüznün Yüzü " , " Ah Nalan Ah " Nefes Alamıyorum " T.V filmleri ... . 1988 yılında dünyaya getirdiğim kızım Ecem hayatımın en önemli varlığı .. 1991 yılında eşimden ayrıldım.. En son T.R.T için " Mühürlü Güller " dizisini çektim.. Balık burcunun bütün özelliklerini taşıyorum. Merhametli, Duygusal, Kararsız çok iniş çıkışlı ruh yapısına sahip bir insanım.. İlk kazandığım para ilk para 1981 yılında ‘‘Küçük Ağa’’ ile başladım oyunculuk hayatıma. Ya beş yüz lira ya da beş yüz bin lira kazanmıştım. Gün geçtiçe sıfırlar artıyor. O yüzden net hatırlayamıyorum aldığım maaşı. Sanırım beş yüz bin liraydı. O zaman için iyi bir para kazanmıştım ve ufak tefek yatırımlar yaptım. Tabii aileme hediyeler almayı ihmal etmedim.. Eğer oyuncu olmasaydım ; Gazeteci olmak isterdim. Lise çağlarından beri bir tutkuydu benim için. Ama gazeteci olamasam da gazetecilerle içli dışlı olduk sonunda! Sürekli yeni insanlarla tanışma imkanı bana çok cazip geliyor. İletişim kurmak, gözlemek ve yansıtmak çok zevkli. . İnsanları çok seviyorum ama insanlar kadar hayvanları da çok seviyorum. Öyle masum ve bize o kadar muhtaçlar ki... Bir tek onlara kötü muamele edebilen insanları hiç sevmiyorum. Evimde beslediğim iki tane köpeğim var .. Şimdiki aklım olsa, şöhretli bir kadın olarak yaşamayı tercih etmezdim. 18 yaşından bu yana bu şekilde yaşıyorum. Çok güzel tarafları da var. Hem sayılmak hem sevilmek çok güzel bir şey. Şimdikiler bir iki sene popüler oluyorlar, kendilerini dünyanın merkezi sanıyorlar. Ama üç beş sene sonra yoklar. Saygın şöhreti koruyabilmek için kendinizden bir şeyler veriyorsunuz.
. İdealim ileriki yıllarda küçük de olsa bir çiftlik sahibi olup sokaklardaki kedi ve köpekleri oraya toplamak ve iyi bakılmalarını sağlamak ...

Aydan Şener Fikrimin İnce Gülü başrolünde



İşte Aydan Şener röportajı

Şöhret yıpratıcı ama kaybolması acı veriyor


Foto galeri Üç yıldır kendinden 7 yaş küçük Burak Törer adlı işadamıyla birlikte olan Aydan Şener, yaş farkını eleştiri konusu yapanlara cevap verdi.

Şener "Bu seçilmiş bir şey değil. Kendimden yedi yaş küçük birine aşık olayım diye yola çıkmadım. Ayrıca yaşça küçük dedikleri de 37 yaşında kocaman adam."




Kenan Işık ile başrollerini paylaştığınız "Fikrimin İnce Gülü" adlı dizi, Adalet Ağaoğlu’nun aynı adlı romanının bir uyarlanması mı?

- Hayır. Bu, sadece isim benzerliği. "Fikrimin İnce Gülü", 1920’lerden kalan bir şarkı. Sanırım Adalet Hanım da bu şarkıdan esinlenerek romanın ismini koymuş.

Kenan Işık’la daha önce de birlikte oynamanız gündeme gelmişti. "Dadı" dizisi için ilk aday Aydan Şener’miş, daha sonra bu rol Gülben Ergen’e verilmiş.


- Öyle. Kenan ile birlikte oynayacaktık, ama o dönem ses tellerimdeki rahatsızlık nedeniyle kısmet olmadı.

İnternette Google arama motoruna girip adınızı yazınca, çok sık geçen, iki ayrı tanımlama var. Bunlardan ilki şöyle: "Selam... Ben Ay’dan Şener... Hadi yaa... Ben de Dünya’dan Neil Armstrong..."

- Evet... Çok sinir değil mi? İkincisi ne?

"Aydan Şener kalbini kendinden 10 yaş küçük birine kaptırdı. Burak Tören adlı gençle aşk yaşayan Şener..."

- O da sinir...

Kendinden genç birine gönlünü kaptırmak garip bir şey mi?

- Neden olsun ki? Ama her seferinde bu cümle ile başlıyorlar habere. Üstelik Burak ile aramızdaki yaş farkı 10 değil, yedi... Bu, seçilmiş bir şey değil. Ben kendimden yedi yaş küçük birine aşık olayım diye yola çıkmadım ki... O insanla aranızda bir şeyler oluşuyorsa, bunun önüne geçemezsiniz. Üstelik benim bir insana duygusal anlamda ısınabilmem zaten çok zor.

Ne kadardır berabersiniz?

- Üç yıla yaklaşıyor. O yaşta birine denk geldi. Başlangıçta zaten yaş hesabı yapmıyorsunuz.

Sonradan yapılıyor mu bu hesap?

- Sonradan oluyor tabii... "Beş-on sene sonra acaba bir sorun yaşanır mı?" diye düşünüp "Aman, bunu da o zaman düşünürüm" diye devam ediyorsunuz. Eğer aşk varsa tabii... Yaşça küçük dedikleri de 37 yaşında kocaman adam bu arada... Karşınızdaki insanda aradığınız olgunluğu, duygusallığı buluyorsanız, 10 yaş küçük de olabilir, büyük de... Ama 20 yaş fark derseniz, o zaman duraklıyor insan.

Yine de büyük konuşmayalım...

- Konuşmayalım ama o kadarı da fazla...

Biyografinizde 1963 doğumlu olduğunuz yazıyor.

- Evet...

18 yaşında güzellik kraliçesi olmuş, yıllarca güzelliği ile anılmış bir insansınız. Böyle bir geçmişten sonra, 44 yaşına gelince insan ne hissediyor?

- Keşke insanın yaş ortalaması daha uzun olsaydı. Mesela 30’lara kadar genç kız, 30’lardan 50’lere kadar genç kadın, 50’den sonra orta yaşlı diye anılsaydık. Ama geçen yüzyıla oranla insanlar daha geç yaşlanıyor. Tabii ki bunda estetiğin, kozmetiğin etkileri var.

Sizde estetik ameliyatı var mı?

- Hayır... Yıllar mutlaka bir şeyleri alıp götürüyor. Belki ileride ufak tefek bir şeyler yaptırabilirim. Ama simamın değişmemesi gerek. Kendimi öyle şişmiş, gerilmiş bir suratla hiç düşünemiyorum.

Televizyona üç yıl ara verdiniz. Teklif gelmediği için mi ekranlardan uzak kaldınız?

- Yoo, teklifler oldu. Kanal D’ye yaptığım son dizi dördüncü bölümünde yayından kalktı. Herkesin başına geliyor ama bu durum beni biraz kırdı. Bir süre dizi yapmama kararı aldım. "Ancak çok içime sinen bir proje olursa" dedim...

Zengin misiniz?

- Hayır, asla değilim...

"Kendi isteğinizle bu kadar ara vermek gibi bir lüksünüz var mı?" diye sordum bu soruyu.

- Paraya çok düşkün bir insan değilim. Sade bir hayatım var. Belli bir birikimim vardı, beni idare etti. Ama "Fikrimin İnce Gülü"nün senaryosunu okuyunca, "Bu projenin mutlaka içinde olmalıyım" dedim ve kabul ettim.

Oyuncu olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?


- Psikolog olmak isterdim.

Neden?

- Çünkü insanları gözlemleyip, çok iyi çözebiliyorum. Hiçbir olaya at gözlüğü ile bakmıyorum. Genellikle insanlar anlık düşünüp, anlık kararlar veriyorlar. Ama ben, olayın nerelere gidebileceğini baştan çok iyi görüyorum ve asla yanılmıyorum.

Unutulmak, artık hatırlanmamak sizi sarsar mı?

- Maddi durumum iyiyse sarsmaz. Ama maddi sorunlarla birlikte bir de unutulmak gibi bir olayı yaşarsa insan, o zaman çok tehlikeli...

TELEVİZYONDA GÖRÜNMEK GİBİ BİR DERDİM YOK

"Magazinsel yaşamadan yıllardır zirvede kaldım" demişsiniz...

- Zirve tabii ki iddialı bir laf. Üç yıl da, beş yıl da ekranlardan uzak kalsam, yine sokağa çıktığımda insanlardan aynı sevgi ve saygıyı görüyorum. Magazin programlarında çok görünmek, zirvede olmak demek değildir. Kimseye laf atmak istemiyorum, öyle polemiklere girmek tarzım değil.

Ama bir ara siz de "Hülya Avşar ile Gülben Ergen’in yaptığı danışıklı dövüş" demişsiniz.

- Onu laf atmak amacıyla söylemedim. İnsanlar karşılıklı atışırlarken, gelecek cevapların da farkındalar. Böylece magazin programlarına konu oluyorlar.